ÜÇ HİKAYE BİRDEN KONU: KAN TUTMASI!

Geçmişten Ve Bu Günümüzden

Üç Hikaye Birden konu: Kan tutması.

Hikaye 1: Günlerden 5 Eylül 1985; ağabeyim ve ben İstanbul Sefaköy"de iki katlı olan evimizin alt katındaki dükkanımızın temizliğini yapıyoruz. Bu arada radyodan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Ronald Reagan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini tanımayacaklarının açıklamasını yapıyordu. Ronald Reagan"ın birçok kovboy filmini izlemiş biri olarak bu adama hayranlık duyuyordum ancak bu açıklamasından sonra ona çok kızmıştım.

Bu sinirle camlarını silerken kırık bir cam parçası sağ elimin orta parmağının ucundan içeriye doğru kesti. Müthiş bir kan aktı hemen diğer elimle kesik parmağımın üzerine bastırdım. Azıcık araladığımda parmağımdan kan fışkırıyordu.  Ağabeyimle hemen en yakın bir özel kliniğe gittik.  

Doktor pansuman yaparken parmağıma hemen dikiş atılması gerektiğini söylüyordu. Ben de kendisine "Ne gerekirse yap" demiştim. Doktor parmağımı uyuşturmadan dikmeye kalkınca canım müthiş şekilde yandı. Bu acı üzerine ben kısa bir baygınlık geçirdim. Tahminen bir iki dakika sonra doktorun beni uyandırmak için klasik yönteme başvurduğunu gördüm! Bir an için kendimi toparlayamadım. Başımda korkunç bir zonklama vardı ve kendi kendime neredeyim ben bu adamda kim niye beni tokatlıyor diyordum"ki elimi kan içinde görünce hafızam yerine geldi.

Bu arada doktor 'dikiş masrafı on iki bin beş yüz lira yapıyor dikeyim mi?' diye soruyordu! Hani bir ata sözümüz var ya; "koyun can derdinde, kasap mal derdinde!" Acıdan kıvranırken bana sorduğu soruya bak! "Hani tam kıvamına getirdim ister istemez evet diyecek" der gibi!  Hipokrat yemini edip etmediği meçhul hekime "tamam, dik" dedim. Ne yalan söyleyeyim adamın tavrı ve istediği ücret canımı daha fazla yakmıştı. Sinirli sinirli parmağıma dikiş yapmasını söylerken sol elimle bu daktırın (!) burnunu kırmak geldi içimden!

Doktor dikiş yaparken ağabeyim kolumdan bastırıyordu. Sonra elimden fışkıran kan yüzünden ağabeyim olduğu yere çöktü; onu kan tutmuştu. Doktor klinik çalışanlarına seslendi ve gelenler ağabeyimi salona götürdüler. Ayıltmak için onu kaç kişi tokatladı bilmiyorum (!)

Elim uyuşturulduktan sonra acı duymamıştım ama uyuşturucu iğnesi yapılırken epey canım yanmıştı. Ertesi gün hiçbir işime yaramamasına rağmen sırf vergilendirilsin diye klinikten fatura aldım ve üstüne bin iki yüz elli lira katma değer vergisi ödedim!

Sonuç itibari ile parmağım derin kesilmiş doktor; "paran var mı?" diye soruyor.  Dört dikişe çok yüksek bir bedel ödüyorum üstelik bu meblağın vergilendirilmesini istediğim için fatura alırken bir de KDV ödüyorum!  Yani doktor ve devlet tarafından soyulmuş bir vatandaş olarak evimin yolunu tutmuştum!

Başta Ronald Reagan (!) sonra böyle doktorlara, sonra sisteme, adalete, vicdana...!

 

Hikaye 2: Şinasi

Bir gün ormanda yol güzergahı ( Ferahlama) kesiliyor Avcılar köyünden Orhan ağabey kendi ayağını el motoru ile kesiyor. Bu iş kazasını bizim Şinasi görüyor ve hoop kan tutulmasından bayılıyor. Ayağını kesen adamı bırakmışlar Şinasi'yi tokatlıyorlar. Yani Şinasi'yi ayıltmak için vermişler odunu ha ha ha.

 

Hikaye 3 : Bugün 6 Ekim 2015  

İğneada da gerçekleşen bu olaydan akşam haberim oldu. Benim arkadaşım "Usta" Ahmet, ekmek keserken serçe parmağını da birlikte kesmiş! Kendisini kan tuttuğu için parmağına bakamamış! Elinden kan fışkırdığını gören arkadaşım hemen elini bir beze sararak sağlık ocağına koşmuş. Ama o an için sağlık ocağında kimse yokmuş! Ahmet arkadaşım sürekli kan kaybediyor başı dönüyor bayılmak üzereyken güçlükle telefonu cebinden çıkarıyor ve 112 acil servisi arıyor!

Korku ve panikten telefonda 112 acil servise ne söylediyse artık (!) iğneada sağlık personeli koşarak arkadaşımın yanına gelmişler ve arkadaşımın elini hemen pansuman yapmışlar. Arkadaşım "Usta" Ahmet'in söylediğine göre sağlıkçılar kendisinin altı saat içinde Demirköy'e gitmesini ve parmağına dikiş attırmasını ve bunu mutlaka yaptırmasını söylemişler.

Ahmet arkadaşım sol elini sağ eli ile göğüs hizasına kadar kaldırmış olimpiyat meşalesi gibi çarşıda Demirköy'e gidecek bir vesait ararken; sol elinin serçe parmağından akan kan, elinin tamamını kıpkırmızı yapmış ve hatta üzerinin birçok yerinde yakalarında bile kan varmış. Bayılmamak için eline bakamayan ve başı sağ tarafa dönük gezen arkadaşımı; yine kendisini kan tutan kahveci Şinasi arkadaşım görmüş.  "Usta" Ahmet'in elini kanlar içinde görünce o da kan tutmasın diye kafasını yan çevirmiş.

Şinasi Ahmet'e ne olduğunu soruyor Ahmet'te Şinasi'ye olayı baştan sona anlatıyor. Şinasi hemen kahveyi birine teslim ediyor ve Ahmet'i Arabasına attığı gibi yola düşüyor. Ahmet arkadaşımın eli arka koltukta onlar ön koltukta saatte 240 km hızla acil olarak Demirköy'e geliyorlar.  

Şinasi arkadaşım, Ahmet arkadaşımın arada bir ayılıp bayıldığını görünce gazı sonuna kadar Allah ne verdiyse köklüyormuş.

Ahmet arkadaşımın bana dediğine göre bu Şinasi eskiden ( ne kadar eskiden bilmiyorum) ralli sürücüsüymüş! İğneada Demirköy arasındaki o virajlı yolu adeta uçarak gelmişler. Arabasını ani bir fren ile kıç attırarak hastane önüne park etmişler. Demirköy hastanesi ve personeli teyakkuz halinde, doktor hemşire ve hasta bakıcılar Ahmet arkadaşım için seferber olmuşlar! Birisi sedyeyi uzatmış Ahmet arkadaşım "yok ben yürürüm daha ölmedik" demiş. Demiş ama gözleri yarı baygın korkudan sap sarı olmuş. Şinasi Ahmet arkadaşımızın sağ kolundan tutarak kafalar sağa dönük vaziyette hastaneye girmişler.

İçeride kanlı pansuman bezini sökmüşler ve elin içini parmakları tek tek oksijenli suyla yıkamışlar ve ne olduysa bir sessizlik çökmüş. Doktor bir vukuatlı parmağa, birde dönüp Şinasi'ye bakmış.  Daha önceden tanış oldukları için; "Bende seni akıllı bir adam sanırdım bu parmak için mi ortalığı kaldırdınız demiş. Yap kızım buna bir tetanos aşısı sonra pansuman yaptığınız parmağa birde yara bandı sarın tamam! " demiş. Ahmet kendisini kan tuttuğu için parmağını o an bulabildiği bir bez parçasıyla sarmış ama kesik parmağa tam basınç uygulamadığı için kan bezden dışarı akmış. Sağlık ocağındaki personelin altı saat içinde bu parmağına "mutlaka dikiş yaptır" söylemi muamma! Bu konuda şüphelerim var. Belki de Ahmet arkadaşıma şaka yaptılar hiçbir fikrim yok.  Şinasi dersen tam bir kan tutma hastası. Kan görüp bayılacağım korkusu yüzünden televizyonda haber bile seyretmiyor! Ahmet'i öyle üstü başı kan içinde görünce tüm insani duyguları depreşmiş büyük bir sorumluluk hissiyatı ile arkadaşını hastaneye yetiştirmiş.

Doktorun kendisine "Şinasi kardeşim, Allah senden razı olsun hastayı iyi ki yetiştirdin yoksa durumu vahim her an tahtalıköye gidebilirdi" diyeceğini düşünüp haklı olarak kendisine övgü dolu sözler beklerken. " Tüh, bende seni akıllı bir adam sanırdım Şinasi?" diyen doktorun karşısında Şinasi"nin dili tutulmuş. "Ama hocam beni kan tutuyor arkadaşımı böyle görünce..."

Diyememiş.

Şinasi buna üzülse de (!) Ahmet arkadaşım ölmeyeceğini anlayınca oldukça sevinmiş tabi!  

Akşam, Ahmet arkadaşımın sol elindeki serçe parmağında sarılı yara bandını görünce "dur bir bakayım şu olay kesiğe" dedim. "Yok ya sende dalga geçersin" diyerek elini benden sakladı.

Her ne olursa olsun insan olarak çok duyarlı olan Şinasi arkadaşımı derneğimize bedava kayıt yapmaya 2015 aidatlarını cebimden ödeyerek onu ödüllendirmeye karar verdim.

İyi'ki varsınız arkadaşlar... :)))

M.Talip Girgin