UNUTULMAYANLAR...

Philippe Noiret (Alfredo)
Meraklı gözlerle dünyayı tanımaya çalışan her çocuğun bir ucu eski resim gibi sararmış, rutubetli beyaz sinema perdelerinde bulup kaçabileceği temiz bir köşe her zaman vardı. Evde kavrulmuş siyah ay çekirdeği yanında; çamlıca gazozu ve beyaz leblebinin şöhretli günlerinden geldik biz.


Aslını inkar edenlerden çok aslına sahip çıkanların dost sohbetinde ne bir ünlem, ne bir soru işareti olurum!


Ben onların can dostu, karanlıkta yakılan kandilin ışıması gibi parıldayan o yüzlerin kulu kölesi olurum. Philippe Noiret; Cennet Sineması'nın tonton makinisti küçük çocukların amcası, dostu Alfredo'ydu o. Onu nasıl unuturum?


Bizler geçmişte kurduğumuz büyük hayallerin altında ezilen küçük insanlarız! Küçük beyinlerimizi yorduğumuz şeylere bir bak? Hayatın her merhalesinde birbirimize üstünlük sağlamaya çalışmak için gösterdiğimiz gayretin aslında ne kadar yersiz ve gereksiz bir şey olduğunu görmüyoruz. Oysa karşılıksız sevgi; kilometrelerce uzakta beyaz perdeden gördüğüm tonton amcaya, sesi ona ait olmasa bile bana TJ yi sevdiren karaktere, âşık olmamak elde mi?

Kara feraceli nineciğimin kolu altında, birbirimize destek olur giderdik. Bazen Beşyol'a, bazen Gültepe'ye, bazen kamburun, bazen de "aydan" sinemasına. Küçük çocuktum acıkırım diye ninem ekmek, su filan alırdı, yanımıza. Ninem bir yandan ağlar, aret anne bir yandan, bizim sinema kültürümüz çatı katından gelir zaman zaman.


Azıcık tüyümüz bitlendiğinde, kırmızı, yeşil, mavi, sarı boyalı tahta sandalyelere oturup, sinemanın keyfini çıkarmaya başladığımızda, toto gibi hayallere dalardım. Hiçbir zaman gerçekleşmeyecek hayallerdi bunlar. Kimin hayalleri yoktu ki o zamanlar, kocaman büm büyük? Sağımdaki solumdaki, arkamdaki önümdeki, herkes toto gibi düşünüyordu. Çünkü o gözlerle bakılırdı beyaz perdeye. Kazara film kopsa hep bir ağızdan "makinist uyuma" diye bağırırdık, sanki film geri alınmazmış gibi.


Aşk vardı, umut vardı, sevgi vardı içinde. Derdimizi paylaşacak omzunda ağlayıp yanında gülecek, bizi yetiştirip sevecek liman gibi sığınacağımız bir Alfredo'muz hep vardı beyaz perdelerde Hulisi amcalar, kadir babalar...."Nerdesiniz Allah aşkına, çocuklarımızın sizlere ihtiyacı var"
Şimdi erkek çocuklarımızın kurduğu hayaller toto'nun kine benzemiyor. Bir Afganlı, bir ıraklı, bir peşmergeli, bir Filistinli çocuğun elindeki gibi tam otomatik bir silah var hayallerinde. ( çok yazık onlara da) Babalar ne bir Hulusi Kentmen ne bir Kadir Savun ne bir Alfredo tadında,


Al pacino ve Marlon brando nun BABA tiplemeleri peşindeler. Güzelim hayatlara kendileri can vermiş gibi elli kuruşluk bir mermiyle "the and last" - ve son, verme sevdasındalar.


Ben toto gibi yüksek duvarların ardında olup biteni merak ederdim o beyaz perdenin içine defalarca girer karmaşık çizgilerin arasından the and ile geri dönerdim.


Kimsenin birbirine mana bulmadığı yerlerde onlarla birlikte saf temiz insani duygular ile insancıl olaylara ağlar, yeri gelir herkesle birlikte kahkahalarla gülerdim.


Tozlu topraklı yollarda çelik çomak, misket oynarken büyüme telaşı içinde özlediğimiz, hayalini kurduğumuz şimdi yaşadığımız bu dünyamız mıydı bizim?

Hayır, bu değildi, biz çocuk olduk, büyüdük, yaşadık öleceğiz. En acısı çocuklarımız o beyaz perdelerde bizlerin filmleri hangi duygular ile seyrettiğimizi bilemeyecek olmaları.


"Alfredo seni hiç unutmayacağım" Umarım çocuklarımızda unutulmayacak güzellikleri bulurlar!

M.Talip Girgin